
Değerli okur, Ben Franklin ” İki şey kesindir. Ölüm ve vergiler” demiş. Biz de buna öleceğini bilen tek canlı insandır eklemesini yapalım. İnsanlık aylardır bir virüs ile mücadele ediyor. Hakkında çok açıklama duyduğumuz, hangisine inanmak gerektiğini bilemediğimiz tarafından. Bu yazı sizlere hayatın anlamını, değerini anlatmak için yazılan ve derin bir felsefi tartışmaya girecek türden olmayacak…


Değerli okur,
Ben Franklin ” İki şey kesindir. Ölüm ve vergiler” demiş. Biz de buna öleceğini bilen tek canlı insandır eklemesini yapalım. İnsanlık aylardır bir virüs ile mücadele ediyor. Hakkında çok açıklama duyduğumuz, hangisine inanmak gerektiğini bilemediğimiz tarafından.
Bu yazı sizlere hayatın anlamını, değerini anlatmak için yazılan ve derin bir felsefi tartışmaya girecek türden olmayacak. Basit ve mümkün olduğunca yalın olarak epeyce bir süre karşıdan baktığımız ve artık kapımızı çalmaya demeyelim de kırmaya başlayan virüs illeti üzerinde bazı fikirlerimizi ortaya koymaya çalışalım. Maske, mesafe, hijyen kombinasyonunu tekrar etmeden…
Covid salgının etkilerini bariz olarak görüyoruz. Hasta ve vaka sayıları, ölümler önümüzde duruyor. Bu arada komplo teorileri de havada uçuşuyor. Sizlere yeni bir komplo teorisi anlatacak değiliz. Zaten epeyi yazıldı çizildi. Belki daha da fazlası olacaktır. İnanıp inanmamak size kalmış.
Virüs başlangıçta yani daha ülkemizde olduğu otoritelerce resmen açıklanmadan izlediğimiz görüntüler bizi dehşete düşürmüş ve salgının ilk dalgası olarak görülebilecek Mart- Mayıs ayları arasında alınan tedbirler ile (sokağa çıkma kısıtlaması, iller arası geçiş yasağı gibi) bir nebze de olsa önü alınabilmişti. Günlük vakalar epeyce düşürülmüş olsa da henüz bitmemiş olan salgın son günlerde ürkütücü biçimde tırmanışa geçti.
Bundan kaygı duyabilirsiniz. Korkabilirsiniz. İnsani duygulardır ve kimse size neden bu hissiyatı taşıyorsunuz diyemez. Salgın bizleri, bazı tercihlerde bulunmak durumunda bırakıyor. En basitinden zaruri ihtiyaçları karşılamak, yaşayabilmek için çalışmak ile evde kalmak arasına sıkışan hayatlarımızdan bahsediyorum. Seçenekler sınırlı. Tehdit büyük. Baş etmemiz gereken sorunlar devasa. Umutsuzluk mu? Asla.
İnsanlık bu ve benzeri badireleri atlattı. Bunu da atlatacaktır. Bu sürecin sebebi veya sebepleri olacağı gibi bazı değişim ve dönüşümlere de yol açacak insanlığın yeni bir eşiği atlamasına veya geçmesine yol açacak sonuçları da olabilir. Sanırım hayatımız salgın öncesi gibi olamayacak. Tabi şu soruyu da sormandan edemiyor insan. Bu değişimin ve yeni bir eşiğe geçmenin bedeli ne olacak, kim ve nasıl ödeyecek veya ödenecek? (Eğitim ve çalışma hayatındaki değişiklere bir göz atabilirsiniz)
Dikkat ettiyseniz dünya da ve ülkemizde salgın büyüdükçe sahip olduğumuz ve belki de kıymetini bil(e)mediğimiz hareket alanlarımız daralıyor/ daraltılıyor. Sahip olduğumuzun kullanırken farkında bile olmadığımız özgürlükler kısıtlama altına alınıyor! Seyahat etmek, sarılmak, okey oynamak, protesto etmek, toplantı yapmak, say say bitmez. Tabi bunun makul gerekçesi salgını kontrol altına almak. Tabiidir ki otoriteler söz konusu insan hayatı olduğunda bazı tedbirlere başvura bilirler! Bunun üzerinde uzun uzun tartışma yapılabilir.
Şimdi en başa dönersek; Felsefede insanın ‘öleceğini bilerek’ yaşamasına trajedi olarak bakılır. Oysa belki de asıl trajedi insanın ‘öleceğini unutarak’ yaşamasıdır… İnsan öleceğini bilerek yaşamıyor. Yaşayacağını sanarak ölüyor. “Ölüm, hayatınızı kaybetmenin yollarından yalnızca bir tanesidir. “”Varoluşun ağırlığına dayanabilmek için uydurduğumuz bir yanılsamadır belki de ölüm “der ve ekler Freud;
“İstediğimiz için ölüyor olabiliriz”…
Vaka sayıları ülkemizde binler, dünya da milyonlar ile ifade edilirken “O halde beyler! Biraz da Ciddiyet ilan edelim..!” diyen Sakallı Celal’i rahmet ve saygıyla analım.
İlk yorumu siz yazın