
Değerli okur, Kısa bir bilgi; Outlet kelimesi İngilizcede çıkış anlamına geliyor. İlk kez 1930’lu yıllarda ortaya çıkan outlet mağazalar direkt olarak fabrika çıkışı ürünlerin satıldığı yerler olduğu için bu ismi almışlar. Ülkemizde ilk açılan outlet mağazalar fabrika satış mağazası adıyla anılır. Bizim jenerasyon doğu bloku (Rusya) ülke vatandaşlarının Laleli’den yaptığı özellikle deri ürünlerindeki alış verişleri hatırlayacaklardır. Bunları..


Değerli okur,
Kısa bir bilgi; Outlet kelimesi İngilizcede çıkış anlamına geliyor. İlk kez 1930’lu yıllarda ortaya çıkan outlet mağazalar direkt olarak fabrika çıkışı ürünlerin satıldığı yerler olduğu için bu ismi almışlar. Ülkemizde ilk açılan outlet mağazalar fabrika satış mağazası adıyla anılır. Bizim jenerasyon doğu bloku (Rusya) ülke vatandaşlarının Laleli’den yaptığı özellikle deri ürünlerindeki alış verişleri hatırlayacaklardır. Bunları bavullara doldurup giderlerdi. Adı oradan “Bavul Ticareti” kalmıştı. Haberlerde komşu ülkelerin vatandaşlarının alış veriş manzaraları görmeye başlayınca aklımıza geldi işte.
Ülkeler sınır (bavul) ticareti yapılamasını belli şartlarda izin verirler ve bu hem ülke hem de sınır illeri için faydalı da olur. Üretiminiz ülkeye yeterli ve sattığınızı yerine koyma gücünüz var ise! Bavul ticareti 80’li yılların ortalarından günümüze kadar geldi. Azaldı, arttı ama devam etti. Tabi o günlerden bu günlere köprünün altından çok sular aktı.
Bugünlerde Türk Lirasındaki değer kaybı şimdiye kadar olan ama fazla dikkat çekmeyen sınır illerindeki ticarete inanılmaz etki eden bir duruma dönüştü. Türk Lirasının değer kaybı sonrası özellikle bazı sınır vilayetlerimizdeki Gürcü ve Azerbaycan vatandaşlarının Iğdır, Artvin, İranlıların Van, Bulgar, Yunan vatandaşlarında Edirne’ye gelip bildiğimiz bavul bavul alış veriş görüntüleri hepimizin malumu. Basından öğrendiğimiz buna ilaçlarda dâhil.
Belki şu soru sorulabilir. Ülkemizde her şey çok pahalı, ateş pahası diye şikâyet ediyorsak Bulgar, Azeri, Gürcü, İranlı akınını nasıl yorumlayacağız? Rekabet Kurumunun “aralarında anlaşıp fiyat girişi yapıyor” dedikleri ve ceza yağdırdığı market zincirlerini Bulgar, Yunan, Azeri, İranlı vatandaşlar nasıl silip süpürüyor? Demek ki sorun market fiyatlarında değil alım gücünde!
Bu ticaretin fiyatları ve piyasadaki mevcut ürün miktarını nasıl etkilediği, bu ticaretin kayıt altına alınıp alınmadığı ( milli gelir ölçümü) ve bizdeki döviz kur- enflasyon geçişi sırasında oluşan arbitraj, net hata noksan kalemine etkisi gibi ekonomik taraflarını ekonomistlere bırakalım.
Bulgarlar, Azeriler, İranlılar, Yunanlılar için her şey bu kadar ucuzsa ben neden alamıyorum, neden arabalar dolusu, bavullar dolusu alış veriş yapamıyorum sorusunun sorulması ve bir cevabı olması gerek. Daha birkaç yıl önce Yunan adalarında tatil yapanların sayısı Akdeniz kıyılarında olanlar kadar olduğunu düşünürsek bu, durumun sosyal olarak taşınıp taşınamayacağı ile ilgili bir konudur ve bu da pek mümkün gözükmüyor.
Yeni ekonomik modelin ne olduğunu bilmiyorum. Türk lirasındaki değer kaybı durmaz veya durdurulamazsa veya alım gücü kayıpları telefi edilmezse, bizim bu alış veriş manzaralarını gördükçe yaşayacağımız travma diğer kaybedeceklerimizden daha fazla olur.
Her gün Papua Yeni Gine Kinası, Etyopya Birri, Aruba Florini gibi para birimleri karşısında Türk Lirası karşında kazandığı değeri duymak ve komşu ülke vatandaşlarının da bu değer kaybından istifade “yağmaya” gelir gibi ülkemizde ne var ne yok satın aldığı görüntüleri izlemek moral bozucu olmaktan öte bir durum. Ülkeye döviz giriyor ne var bunda dense de.
Adamlar parası değerlendiği için onlar için ucuz hale gelen memleketimizde market arabalarını tıka basa doldururken bize ucuz ekmek sırasına geçmek düşmemeli. Hattı zatında fukaralığın faziletleri de anlat anlat bitmez zaten!
Son Söz; Sorumluluklarımızdan kaçınabiliriz, ama kaçınmanın sonuçlarından kaçamayız” J.C.Stamp
İlk yorumu siz yazın