
Değerli okur, Covid-19 kaynaklı korona virüs salgını ülkemizde son bir ay içerisinde oldukça yüksek sayılara ulaşınca bazı ek tedbirler alındı ve uygulamaya konuldu. Belki bundan sonra daha fazlası gerekecek veya vaka sayıları düşüşe geçip yeni ek tedbirlere ihtiyaç duyulmayacak! Salgın davranış kalıplarımızda değişimi zorunlu hale getirdi. (Bakınız selamlaşmalar) Yine görülüyor ki bu salgını atlatsak bile..


Değerli okur,
Covid-19 kaynaklı korona virüs salgını ülkemizde son bir ay içerisinde oldukça yüksek sayılara ulaşınca bazı ek tedbirler alındı ve uygulamaya konuldu. Belki bundan sonra daha fazlası gerekecek veya vaka sayıları düşüşe geçip yeni ek tedbirlere ihtiyaç duyulmayacak!
Salgın davranış kalıplarımızda değişimi zorunlu hale getirdi. (Bakınız selamlaşmalar) Yine görülüyor ki bu salgını atlatsak bile bazıları hayatımızda kalıcı olacak gibi.( evde eğitim, çalışma hayatı, on line alış veriş)
Son günlerde özellikle salgının etkilerinden kendimizi korumak veya etkilerini sınırlayabilmek amacı ile aşı, klinik tedavi gibi metotların dışında bazı önerilerin ve haberlerin yapıldığını görüyoruz.
Şu anda özellikle Sosyal Medya ve bazen de medya da gördüğümüz, bilmediğimiz veya kullanmayı akıl dahi edemediğimiz, bizleri koronavirüs salgınında koruyacak sihirli bazı çözümlerin olduğu, aşı ve tedavi konusundaki inanılmaz bilgi kirliliği ve kafa karışıklığı yaratan yayımlar ve paylaşımları hayret ve dehşetle izlemekteyiz!
Sonu nereye gider pek bilemiyoruz. Bir toplumu bu kadar kulaktan dolma ve kaynağı belirsiz bilgi veya dedikodu nereye kadar götürür? Korkularımızın aklımızın, mantığımızın önüne geçmesine engel olmalıyız. Yoksa ne yapacağımızı bilmeden verilen rüzgara göre yön değiştirmeye başlarız.
Ölüm ve hastalık haberleri, paylaşımları, karantina haberleri, kısıtlama tedbirleri zaten bu ortamı hazırlıyor. Üstüne tüy dikmeyelim. Aşı en bilimsel çözüm. Sadece bilgi kirliliği yaratmayacak güvenilir kaynaklar bu işleri ele almalı ve karışıklık kafamızdan çıkarılmalıdır. Aksi takdirde bu sorun bizi hayattan çıkaracak. Aşı konusunda güven sorununu ortadan kaldırmak bizim değil bilim ve siyasi otoritelerin birlikte yapacakları bir iş!
Komplo teorileri verilerin doğruluğu hakkında şüphe ve güven sorununun yaşadığı yerlerde hayat bulur. Zaten toplum bu tip haberler ve korkular pompalanarak, yapılacak her türlü manüplasyona hazır hale getirilir. Sosyal gerilime, Sosyal korku eşlik ettiğinde Sosyal cinnet geçirecek noktaya doğru yola çıkmış yığın haline gelmiş kitleler olur. Durum böylesine ciddidir kanaatimizce.
Salgın hayatı olduğu kadar, psikolojik ve alınan tedbirlere bağlı olarak ekonomik bir baskıyı da beraberinde getiriyor. Nasıl bir deprem fay kırıklarında oluşan baskı sonucu enerji birikimi meydan getirip kendini şiddeti ve hasarı değişik sarsıntılar ile gösteriyorsa, toplumunda fay hatları bu baskı ile biriken enerji de sosyal şiddet olarak değişik şekillerde karşımıza çıkabilir!
Salgın tehdidine karşı kapatılan, gelirsiz veya gelir kaybı ile karşı karşıya kalan insanları anlamak gerekiyor. Hayatını günlük kazanç ile devam ettirmeye çalışan insanlar için geçim derdi ilk öncelik oluyor! Hayat bize verilmiş en büyük değer. Bunu hiç atlamadan, ihmal etmeden neler yapabiliriz sorusuna cevap aramalı ve bulmalıyız.
Son günlerde sıkça duymaya başladığım “ Tuzu Kurular” sözü bir sarsıntının ilk adımları olabilir. Zor bir dönmeden geçtiğimiz muhakkak. Özellikle Sivil Toplu Kuruluşları (STK), belediyeler, ve şahıslar bu dönemde önemli bir işlev görebilirler ve görmelidirler. Yetişilebilen her ihtiyaç sahibine kırmadan, dökmeden yardım eli uzatmak sorumluluğunu almalıdırlar. Şunu unutmayalım. Bugünler geçer ve hepimiz birbirimizin yüzüne yine bakacağız. Saygıyla, sevgiyle bakalım. Nefretle değil!
Ekonomist Dr. M. Murat Kubilay “ Türkiye krizin çok ötesinde acı bir buhranın içerisinde” demekte. Dikkatli olmak lazım.
SON SÖZ: Göz odur ki dağın arkasındakini göre, akıl odur ki başa geleceği bile. Türk Atasözü
İlk yorumu siz yazın